<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tarihcim.Net</title>
	<atom:link href="http://www.tarihcim.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tarihcim.net</link>
	<description>Tarihe Dair Herşey...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 03 Aug 2011 11:28:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>kimden öğrendin?</title>
		<link>http://www.tarihcim.net/kimden-ogrendin.html</link>
		<comments>http://www.tarihcim.net/kimden-ogrendin.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Aug 2011 11:28:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HİKAYELER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihcim.net/?p=126</guid>
		<description><![CDATA[  KİMDEN ÖĞRENDİN? &#160; Bir aslan bir kurt ve bir tilki ava çıkarlar, bir geyik, bir koyun, bir de horoz avlarlar. Aslan kurda: -Şimdi bunları adaletle paylaştırıp sohbetimize tat ver,der. Kurt: -Ey cihan padişahı geyik sizin, koyun benim, horoz da &#8230; <a href="http://www.tarihcim.net/kimden-ogrendin.html">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #2e7595;"><span style="color: #2e7595;"> </span></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: Times New Roman;">KİMDEN ÖĞRENDİN?</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family: Verdana,; color: #000000; font-size: medium;">Bir aslan bir kurt ve bir tilki ava çıkarlar, bir geyik, bir koyun, bir de horoz avlarlar. Aslan kurda:<br />
-Şimdi bunları adaletle paylaştırıp sohbetimize tat ver,der.<br />
Kurt:<br />
-Ey cihan padişahı geyik sizin, koyun benim, horoz da su zavallı tilkinindir. Aslan bir kükremeyle kurdu kan revan içinde yere serer. Tilkiye dönüp:<br />
-Tez sen üleştir, der.<br />
Tilki ey yiğitler ülkesinin tek hükümdarı:<br />
-Koyun sabah kahvaltınız, geyik öğle yemeğiniz, horoz da sultanıma çerezdir, der.<br />
Aslan:<br />
-Aferin sana, bu adaletli taksimi kimden öğrendin<br />
Tilki:<br />
-Şu yerde yatan kurt kardeşten öğrendim, der. (Mevlana C.Rumi, Mesnevi&#8217;den)</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<!-- letsfxad_adsused_c= 0-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihcim.net/kimden-ogrendin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CUMHURİYETE DOĞRU&#8230;</title>
		<link>http://www.tarihcim.net/cumhuriyete-dogru.html</link>
		<comments>http://www.tarihcim.net/cumhuriyete-dogru.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Aug 2011 02:11:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[OSMANLI TARİHİ]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihcim.net/?p=122</guid>
		<description><![CDATA[SALTANATIN KALDIRILMASI Saltanatın Kaldırılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde 1 Kasım 1922&#8242;de çıkarılan bir yasa ile Osmanlı Hanedanının Türk toplumu üzerindeki otoritesinin yıkılması ve monarşinin kaldırılmasıdır. Bu Türk toplumunun demokratikleşmesi yolundaki önemli dönemeçlerden biridir. Atatürk Devrimleri arasında ilk uygulamaya konulanıdır&#8230; Sebepleri: &#8230; <a href="http://www.tarihcim.net/cumhuriyete-dogru.html">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SALTANATIN KALDIRILMASI</strong></p>
<p>Saltanatın Kaldırılması, Türkiye<br />
Büyük Millet Meclisi&#8217;nde 1 Kasım 1922&#8242;de çıkarılan bir yasa ile Osmanlı<br />
Hanedanının Türk toplumu üzerindeki otoritesinin yıkılması ve monarşinin<br />
kaldırılmasıdır. Bu Türk toplumunun demokratikleşmesi yolundaki önemli dönemeçlerden<br />
biridir. Atatürk Devrimleri arasında ilk uygulamaya konulanıdır&#8230;</p>
<p><strong>Sebepleri:</strong> Saltanatın kaldırılmasının en önemli sebebi, Atatürk&#8217;ün Kurtuluş<br />
Savaşı sonrasında 20. yüzyıla ayak uyduramayan Osmanlı monarşisi yerine, 20.<br />
yüzyılda hedef gösterdiği muhasır medeniyetlerin, devlet sistemi olan<br />
ulus-devlet&#8217;ni kurmak istemesidir. Egemenliğin halka dayanması gerektiğini<br />
savunan ve saltanatın zorbalık olduğunu düşünen Atatürk, 1 Kasım 1922&#8242;de<br />
Meclis&#8217;de yaptığı konuşmada bu görüşünü şöyle dile getirmiştir:</p>
<p>&#8220;Efendiler&#8230;</p>
<p>Osmanoğulları, zorla Türk ulusunun egemenliğine el koymuşlardı. Bu<br />
yolsuzluklarını altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdi. Şimdi de Türk ulusu bu<br />
saldırganlara, artık yeter diyerek ve bunlara karşı ayaklanarak egemenliğini<br />
kendi ellerine almış bulunuyor.&#8221;</p>
<p><strong>Tarihçesi</strong> :Osmanlı Devleti saltanatla yönetiliyordu. Yavuz Sultan Selim<br />
zamanında halifeliğin Osmanlılara geçmesinden itibaren Osmanlı Padişahları aynı<br />
zamanda &#8220;halife&#8221; unvanını da taşımaya başladılar.<br />
Osmanlı&#8217;daki Saltanat yönetiminde, I. ve II. Meşrutiyet dönemleri hariç,<br />
egemenlik sadece bir kişinin elindeydi ve milletin, başındaki yöneticileri<br />
seçme hakkı yoktu.<em><br />
</em><br />
Saltanat yönetiminin başarısızlığı ve kusurları Osmanlı Devletinin son<br />
zamanlarında oldukça artmış, yönetim Türk Milleti için zararlı olmaya<br />
başlamıştı. Atatürk&#8217;ün ülkeyi ve milleti kurtarmak için başlattığı Türk<br />
Kurtuluş Savaşını baltalamaya çalışmış ve Sevr antlaşmasını imzalayarak da Türk<br />
Milletini zor durumda bırakmıştı.</p>
<p>Diğer dünya devletleri de tek bir kişinin veya zümrenin yönetiminden kurtulma<br />
mücadelesi vermeye başlamışlardı. Milletin egemenliğine dayalı cumhuriyetler<br />
kurmaktaydılar. Yeni Türk Devleti de 23 Nisan 1920&#8242;de TBMM&#8217;nin açılmasıyla bu<br />
yolu seçti.</p>
<p>20 Ocak 1921&#8242;de kabul edilen anayasanın birinci maddesine; &#8220;Egemenlik<br />
kayıtsız, şartsız milletindir.&#8221; hükmü kondu. Yani egemenlik, padişahlıktan<br />
alınıp doğrudan millete veriliyordu. Yasama (kanun çıkarma) yetkisi meclise<br />
aitti. Böylelikle Osmanlı Padişahının Türk Milleti üzerinde artık hiç bir<br />
yetkisi kalmamıştı.</p>
<p>Türk Milleti Kurtuluş Savaşından zaferle çıkınca itilaf devletleri tarafından<br />
Lozan&#8217;daki barış görüşmelerine çağrıldı.</p>
<p>Osmanlı Hükümeti de barış görüşmelerine çağrılmıştı. İtilaf Devletlerinin hem<br />
Ankara Hükümetini hem de Osmanlı Yönetimini çağırmaktaki amaçları, ikilik<br />
yaratıp, kendi çıkarlarını daha kolay gerçekleştirmekti. Oysa Türk Milletinin<br />
gerçek temsilcisi TBMM ve Ankara hükümetiydi. Bu nedenle TBMM&#8217;nde saltanatın<br />
resmen kaldırılması gündeme geldi. 1 Kasım 1922&#8242;de kabul edilen bir kanunla<br />
saltanat ve halifelik birbirinden ayrıldı ve saltanat kaldırıldı. Osmanlı<br />
saltanatının kaldırılmasıyla millet egemenliği önündeki engel de kaldırılmış<br />
oldu.</p>
<p>Son Osmanlı Padişahı Vahdettin, saltanatın kaldırılmasından sonra sadece<br />
halifelik yetkilerine sahip olmuştu ama 17 Kasım 1922&#8242;de bir İngiliz gemisiyle<br />
İstanbul&#8217;dan ayrıldı. Yerine Abdülmecid Efendi halifeliğe atandı</p>
<p><strong>Hızlandırıcı sebepler</strong> :Saltanatın kaldırılmasını hızlandıran başlıca olay,<br />
İngiltere&#8217;nin Lozan Konferansı&#8217;na hem Ankara hem de İstanbul Hükümetleri&#8217;ni<br />
çağırmasıydı. Bu yolla İngiltere, Ankara ile İstanbul arasındaki sorunları<br />
kullanarak görüşmelerde avantaj sağlamayı umuyordu. İngiltere&#8217;ye koz vermemek<br />
ve barış görüşmelerinde Türkiye&#8217;nin haklarını birlik içinde temsil etmek için<br />
saltanatın kalkması gerekiyordu</p>
<p>Millet Meclisi&#8217;nde görüşmelerin başlaması TBMM&#8217;de saltanatın kalkması<br />
hakkındaki görüşmeler 30 Ekim 1922&#8242;de başladı. İçlerinde Atatürk&#8217;ün de olduğu<br />
82 milletvekili imzalı bir önerge meclise sunuldu. Bu önerge ile Osmanlı<br />
İmparatorluğu&#8217;nun çökmüş olduğunun ve meşruiyetini halka dayandıran yeni bir Türkiye&#8217;nin<br />
kurulmuş olduğunun ilan edilmesi isteniyordu. Ancak, çoğunluğun sağlanamaması<br />
yüzünden önerge o gün kabul edilemedi.</p>
<p>1 Kasım 1922&#8242;de tekrar toplanan Millet Meclisi&#8217;nde konuşan Atatürk, Vahdettin<br />
ve İstanbul Hükümeti&#8217;nin Kurtuluş Savaşı&#8217;nı baltalamak için yaptıklarından söz<br />
etti ve saltanat ile hilafetin birbirinden ayrılarak saltanatın kaldırılması<br />
gerektiğini belirtti. Fakat Meclis, önergeyi Anayasa, Adalet ve Dışişleri<br />
komisyonlarından oluşan bir karma komisyonda incelemeye karar verdi.</p>
<p>Bu komisyonda bazı milletvekillerinin &#8220;saltanatsız, iktidarsız hilafet<br />
olamayacağını&#8221; savunmasının ardından komisyon çalışmalarını izleyen<br />
Atatürk, ünlü konuşmasını yaptı:</p>
<p>&#8220;Bu bir oldu bittidir. Sözkonusu olan ulusa egemenliğini bırakacak mıyız,<br />
bırakmayacak mıyız sorusu değildir. Sorun, gerçekleşmiş bir olayı yasa ile<br />
saptamaktan başka bir şey değildir. Bu, ne olursa olsun yapılacaktır. Burada<br />
toplananlar, meclis ve herkes sorunu doğal bulursa, sanırım ki uygun olur.<br />
Yoksa yine gerçek, yöntemine göre saptanacaktır ama, belki bir takım kafalar<br />
kesilecektir.</p>
<p>Bu tehditten sonra hızla yasa önerisini hazırlayan karma komisyon, teklifi<br />
meclise sundu. Teklif, aynı gün, Millet Meclisi&#8217;nde oy birliği ile kabul<br />
edildi.</p>
<p>Saltanatın Kaldırılmasını Öneren Meclis Kararı&#8217;nın içeriği Bu karar ile<br />
monarşik İstanbul Hükümeti yok sayılıyordu. Osmanlı Hanedanı&#8217;na ait kabul<br />
edilen Hilâfet makamına ise Millet Meclisi&#8217;nin uygun göreceği birisi<br />
getiriliyordu.</p>
<p><strong>Saltanatın Kaldırılmasını Sonuçları</strong></p>
<p>• Ülkede iki ayrı yönetimin bulunmasına son verildi.</p>
<p>• Altı yüz yıllık Osmanlı saltanatı sona erdi.</p>
<p>• Ulusal egemenliğin tam olarak sağlanması için önemli bir adım atıldı.</p>
<p>• TBMM Türkiye’de tek yasal güç haline geldi.</p>
<p>• Din ve devlet işlerinin tek bir makamın elinde bulunmasına son<br />
verildi.Böylece laiklik alanında da ilk önemli adım atılmış oldu.</p>
<p>• Son Osmanlı Sultanı VI.Mehmet Vahdettin 17 Kasım 1922’de ülkeyi terk etti.</p>
<p>• TBMM Halifeliğin İngiltere tarafından kullanılmasını engellemek amacıyla<br />
Osmanlı Hanedanından Abdülmecid Efendiyi halife seçtiğini ilan etti.</p>
<p>• Halifelik Osmanlı Devletindeki siyasi gücünü kaybederek sembolik bir makam<br />
haline geldi.</p>
<p>• Yapılacak İnkılaplara zemin hazırlandı.</p>
<p>• Lozan Barış görüşmelerinde Türkiye’nin tek bir heyet tarafından temsil<br />
edilmesi sağlandı.Böylece İtilaf devletlerinin ikilik çıkarma planı sonuçsuz<br />
kaldı.</p>
<p>• Saltanatın kaldırılması nedeniyle TBMM’de tartışmalar daha da artarak<br />
Meclisin çalışmaları olumsuz yönde etkilendi.Bunun da etkisiyle TBMM’nin<br />
seçimlere gitmesi hızlandı.</p>
<p>Mustafa kemal Paşa Nutuk’ta saltanatın kaldırılması ile ilgili görüşmelerin<br />
uzaması ve bu kurumun devam etmesini isteyenlerin faaliyetleri karşısında<br />
şunları söylediğini belirtmiştir:</p>
<p>“Efendiler hakimiyet ve saltanat kimse tarafından hiç kimseye ilim icabıdır<br />
diye görüşmeyle tartışmayla verilmez.Hakimiyet ve saltanat kuvvetle kudretle<br />
zorla alınır.Osman oğulları Türk milletinin hakimiyet ve saltanatını zorla el<br />
koymuşlardır.Bu haksız durumu altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdir.Şimdi de Türk<br />
milleti bunlara hadlerini bildirerek hakimiyet ve saltanata isyan ederek kendi<br />
eline almış bulunuyor.Bu bir oldu bittidir.Konumuz millete saltanatı bırakmak<br />
yada bırakmamak değildir.Mesele zaten olup bitmiş bir gerçeği ifade etmekten<br />
ibarettir.Bu derhal olacaktır.Burada toplananlar meclis ve herkes meseleyi<br />
olduğu gibi görürse doğru olur.Aksi takdirde gerçek yine gerektiği şekilde<br />
belirtilecektir.Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.”</p>
<p>Mustafa Kemal ATATÜRK</p>
<p><em><br />
</em></p>
<!-- letsfxad_adsused_c= 0-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihcim.net/cumhuriyete-dogru.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MALAZGİRT MEYDAN SAVAŞI</title>
		<link>http://www.tarihcim.net/malazgirt-meydan-savasi.html</link>
		<comments>http://www.tarihcim.net/malazgirt-meydan-savasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Aug 2011 00:25:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HİKAYELER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihcim.net/?p=107</guid>
		<description><![CDATA[MALAZGİRT MEYDAN SAVAŞI Cuma namazından sonra Sultan Alparslan, ordusuna şöyle hitap etti: -Kumandanlarım, askerlerim! Biz ne kadar az olursak olalım, onlar ne kadar çok olursa olsunlar, daha fazla bekleyemeyiz. Bütün Müslümanların minberlerde bizim için dua ettiği şu saatlerde kendimi düşman &#8230; <a href="http://www.tarihcim.net/malazgirt-meydan-savasi.html">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong>MALAZGİRT MEYDAN SAVAŞI</strong></p>
<p align="center">Cuma namazından sonra Sultan Alparslan, ordusuna şöyle hitap etti:<br />
-Kumandanlarım, askerlerim! Biz ne kadar az olursak olalım, onlar ne kadar çok olursa olsunlar, daha fazla bekleyemeyiz. Bütün Müslümanların minberlerde bizim için dua ettiği şu saatlerde kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur gayeme ulaşırım, ya şehit olur cennete girerim.<br />
Büyük bir inançla söylenen bu heyecanlı sözlere askerler hep bir ağızdan:<br />
-Ey Yüce Sultan! Her zaman senin emrinde ve seninle olacağız, nereye gidersen oraya gideceğiz, diye haykırdılar.<br />
Sultanın üzerinde beyaz bir elbise vardı. Düşmana hücum etmeden önce son söz olarak askerlerine şunları söyledi:<br />
-İşte şehitlik kefenim, savaş meydanında ölürsem beni bu elbise ile gömersiniz.<br />
Bundan sonra Türk ordusu hücuma geçti. Cuma günü öğleden sonra başlayan savaş akşam üzeri sona erdi. Tarihin en büyük meydan savaşlarından biri olan Malazgirt Savaşı Türk ordusunun kesin galibiyeti ile sonuçlandı. Büyük komutan Alparslan&#8217;ın üstün savaş taktiği ve Türk askerinin cesaret ve kahramanlığı sayesinde elli dört bin kişilik Türk ordusu, kendisinden kat kat fazla olan Bizans ordusunu birkaç saat içinde kesin bir yenilgiye uğratmış ve büyük bir zafer kazanmıştı.<br />
Bu savaşta Bizans imparatoru Romen Diojen de esir alınmıştı. İmparator, savaşın galibi Büyük Türk hakanı Alparslan&#8217;ın huzuruna çıkarıldı. Alparslan imparatora çok iyi davrandı.<br />
Sultan Alparslan, imparator Diojene:<br />
-Zaferi sen kazansaydın bana ne yapardın?, diye sordu.<br />
Diojen:<br />
-Bir fırın hazırlatıp sana çok kötü davranacaktım, diye cevap verdi.<br />
Esir imparator, bu sözleri ile eline fırsat geçseydi ne kadar acımasız hareket edeceğini söylemekten çekinmemişti. Buna karşı bu büyük zaferin muzaffer komutanı Sultan Alparslan, Diojen&#8217;i affetti ve yanına muhafızlar vererek onu memleketine gönderdi. Alparslan bu davranışı ile insanlığa çok önemli bir ahlak dersi vermiş, Türk milletinin sahip olduğu üstün özellikleri göstermiştir.</p>
<p align="center"> </p>
<!-- letsfxad_adsused_c= 0-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihcim.net/malazgirt-meydan-savasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1915&#8242;ten Önce Çanakkale,Savaştan Önce Çanakkale</title>
		<link>http://www.tarihcim.net/1915ten-once-canakkalesavastan-once-canakkale.html</link>
		<comments>http://www.tarihcim.net/1915ten-once-canakkalesavastan-once-canakkale.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2011 19:01:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[OSMANLI TARİHİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihcim.net/?p=88</guid>
		<description><![CDATA[Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa sınırlarından taşıyordu. Ekonomik rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları Avrupa’yı ikiye bölüyordu. Almanya-Fransa ve Rusya-Avusturya arasındaki çekişmeler gerginliğe dönüşüyordu. 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Arşidük Ferdinand’ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi bu gerginliğe son noktayı koydu. &#8230; <a href="http://www.tarihcim.net/1915ten-once-canakkalesavastan-once-canakkale.html">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table width="718" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td valign="top" width="550"><small><span style="font-family: Arial;">Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa sınırlarından taşıyordu. Ekonomik<br />
rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları Avrupa’yı ikiye bölüyordu.<br />
Almanya-Fransa ve Rusya-Avusturya arasındaki çekişmeler gerginliğe dönüşüyordu.<br />
28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Arşidük Ferdinand’ın bir Sırp milliyetçisi<br />
tarafından öldürülmesi bu gerginliğe son noktayı koydu. </span></small></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial;"><small>Avusturya’nın 28 Temmuz 1914’te<br />
Sırbistan’a seferberlik ilanının ardından 1. Dünya Savaşı başlamış oluyordu. Bir<br />
yandan Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya’dan oluşan üçlü İttifak<br />
Devletleri, bir yanda da İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan Üçlü İtilaf<br />
Devletleri sonunda Avrupa’yı ikiye bölmüşlerdi.</small></span></p>
<p align="justify"><small><span style="font-family: Arial;">Savaş ilanlarının ardından İtalya<br />
tarafsızlığını ilan ettiyse de bir yıl sonra İtilaf Devletleri’ne<br />
katıldı.</span></small></p>
<p align="justify"><small><span style="font-family: Arial;">Osmanlı İmparatorluğu tarihin gördüğü<br />
en geniş sınırlara sahip olmuş, her çeşit milleti ve inanışı içinde barındırmış<br />
ve yaklaşık 600 yıl süren saltanatını 20. Yüzyılın başında kaybediyordu. Dışta<br />
ve içte yaşadığı mücadeleler Osmanlı Devleti’ni çökertiyor, topraklarını ve<br />
gücünü dağıtıyordu. Son olarak Trablusgarp ve Balkan Savaşları ile arka arkaya<br />
yenilgiler alan Osmanlı Devleti, Doğu Trakya dışında Avrupa’daki bütün<br />
topraklarını kaybetmiş, saygınlığını ve gücünü yitirmişti. Artık Osmanlı<br />
Devleti’nin ölümü bekleniyor ve diğer ülkeler tarafından paylaşım planları<br />
hazırlanıyordu. </span></small></p>
<p align="justify"><small><span style="font-family: Arial;">Rusya boğazları ele geçirip sıcak<br />
denizlere inmeyi hedeflerken, İngiltere Süveyş Kanalı ve Hint yolunun güvenliği<br />
için Filistin’i ele geçirmeyi tasarlıyor, Fransa; Lübnan, Suriye ve Kilikya’nın<br />
kontrolünü düşlüyor; Almanlar doğuya yayılma politikası güdüyor, İtalyanlar ise<br />
Antalya’ya sahip olmayı istiyorlardı. </span></small></p>
<p align="justify"><small><span style="font-family: Arial;">Birinci Dünya Savaşı’nın patlamasının<br />
ardından Osmanlı Devleti önce İtilaf Devletleri ile birlikte olmaya<br />
niyetlendiyse de, Rusya’nın bu duruma soğuk bakması Osmanlı’yı Almanya’ya doğru<br />
yönlendirdi ve 2 Ağustos 1914’te yapılan gizli bir antlaşma ile Alman-Türk<br />
ittifakı kesinleşti.</span></small></p>
<p align="justify"><small><span style="font-family: Arial;">Bu tarihten sonra, güvenliği açısından<br />
seferberlik ve silahlı tarafsızlık ilan eden Osmanlı Devleti, 10 Ağustos 1914’te<br />
İngiliz donanmasından kaçan GOEBEN ve BRESLAU adlı Alman savaş gemilerinin<br />
boğazlardan geçmesine izin verir ve boğazları tüm yabancı gemilere<br />
kapatır.</span></small></p>
<p align="justify"><small><span style="font-family: Arial;">GOEBEN ve BRESLAU’ın boğazlardan<br />
geçmesi itilaf devletlerinin tepkisine yol açar. Bunun üzerine Osmanlı Devleti,<br />
bu iki gemiyi, daha önce İngilizlere sipariş ettikleri ve hatta parasını<br />
ödedikleri halde alamadıkları iki gemi yerine satın aldıklarını açıklar.<br />
Böylece, Yavuz ve Midilli adı verilen bu iki savaş gemisi Osmanlı Donanması’na<br />
katılmış olur.</span></small></p>
<p align="justify"><small><span style="font-family: Arial;">27 Eylül 1914’te Amiral Souchon<br />
komutasındaki Yavuz, tatbikat amacıyla çıktığı Karadeniz’de Ruslar’a ait<br />
Sivastapol ve<span style="color: #000000;"> Novorosisk</span> limanlarını bombalayınca 1<br />
Kasım 1914’te Ruslar Kafkasya’da sınırı geçerek fiilen savaş başlatmış ve<br />
Osmanlı Devleti de sıcak savaşın içine çekilmiş olur.</span></small></p>
<p align="justify"><small><span style="font-family: Arial;">Osmanlı Devleti’nin elinde bulunan<br />
boğazlar, konumları nedeniyle özellikle Avrupa için çok büyük bir önem<br />
taşıyorlardı. Tarih boyunca uğurlarında nice savaşlar verilen boğazlar<br />
stratejik, ekonomik ve kültürel açıdan paha biçilmez değerdeydiler. Bugün bile<br />
bakıldığında değerlerini korumaya devam ettikleri açıktır.</span></small></p>
<p align="justify"><small><span style="font-family: Arial;">İtilaf Devletleri’nin Boğazları açma<br />
nedenlerinin başında, elbette ki boğazların sahip olduğu bu stratejik önem<br />
yatıyordu. Rusya’ya yardım edebilmek hedefiyle yapılanan bu düşünce ; aynı<br />
zamanda Almanya’dan yeterli yardım alamayacağı ve fazla direnemeyeceği düşünülen<br />
Osmanlı’yı tek başına ve planlanmış bir barışa mahkum etmeyi planlıyordu. Ayrıca<br />
boğazları kazanmak demek, İstanbul’u ele geçirip Osmanlı ve tüm Avrupa üzerinde<br />
manevi bir yıkıma sebep olmak demekti. Tarafsız kalan pek çok ülke bu başarıya<br />
kayıtsız kalamayacak ve İtilaf Devletleri’ne katıldıklarını açıklayacaklardı.<br />
</span></small></p>
<p align="justify"><small><span style="font-family: Arial;">Boğazlardan geçilebilirse, kazanılacak<br />
olan başarı tüm Müslüman sömürgeleri sindirecek, güneyde sömürge devletlerini<br />
rahatsız eden hiçbir şey yaşanmayacaktı. </span></small></p>
<p align="justify"><small><span style="font-family: Arial;">Bu düşünceyle İngiltere 28 Ocak 1915’te<br />
Osmanlı’ya savaş kararı aldı ve bu karara Fransa da<br />
katıldı.</span></small></p>
</td>
<td rowspan="2" valign="bottom" width="10"><img src="images/isaretalt.gif" alt="" width="38" height="18" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="10"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<!-- letsfxad_adsused_c= 0-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihcim.net/1915ten-once-canakkalesavastan-once-canakkale.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyük (Asya) Hun İmparatorluğu,Asya Hunları</title>
		<link>http://www.tarihcim.net/buyuk-asya-hun-imparatorluguasya-hunlari.html</link>
		<comments>http://www.tarihcim.net/buyuk-asya-hun-imparatorluguasya-hunlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2011 18:49:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL TÜRK TARİHİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihcim.net/?p=83</guid>
		<description><![CDATA[Büyük (Asya) Hun İmparatorluğu,Asya Hunları Büyük (Asya) Hun İmparatorluğu Türk göçlerinin doğu yönünde devam ettiği asırlarda, Çin’de kurulan Chou devletinin (M.Ö. 1050-256) Türklerle ilgisi üzerine dikkat çekilmiş, hükümdar sülalesinde Gök dini, Güneş ve yıldızların kutlu sayılması gibi inançlarla, askerî kuvvette &#8230; <a href="http://www.tarihcim.net/buyuk-asya-hun-imparatorluguasya-hunlari.html">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Büyük (Asya) Hun<br />
İmparatorluğu,Asya Hunları</strong></p>
<p>Büyük (Asya) Hun İmparatorluğu</p>
<p>Türk göçlerinin doğu yönünde devam ettiği asırlarda, Çin’de kurulan Chou<br />
devletinin (M.Ö. 1050-256) Türklerle ilgisi üzerine dikkat çekilmiş, hükümdar<br />
sülalesinde Gök dini, Güneş ve yıldızların kutlu sayılması gibi inançlarla,<br />
askerî kuvvette harp arabalarının bulunması ve devletin, daha çok, Türklerle<br />
meskûn bölgede (Şensi, Batı Şansi, Kansu) kurulmuş olması, çeşitli ilim<br />
dallarından bazı bilginleri (F. Hirth, B. Karlgren, Ed. Chavannes, J. C.<br />
Anderson, R. Wilhelm, W. Eberhard vb.), bu hanedanın aslen Türk olabileceği,<br />
veyahut devlette Türk unsurunun hakim bulunduğu düşüncesine sevk etmiştir.<br />
Bununla beraber, aslında daha ziyade Türk kültürü tesiri fazla belirli bir Çin<br />
devlet ve cemiyeti gibi görünen Chou devletine ait bu faraziye kesinlik<br />
kazanıncaya kadar, Asya Türk tarihini Hunlarla başlatmak yerinde olacaktır. Çin<br />
kaynaklarında, M.Ö. 4. asırdan itibaren, Türklerle birlikte Moğol Tunguz<br />
soyundan bazı grupların başındaki “Kuzey Barbarları Hanedanı”nı belirlemek<br />
üzere Hiungnu (Hsiungnu) diye anılan kütlenin, hangi soydan oldukları hakkında,<br />
türlü görüşler ileri sürülmüştür. Bu görüşlerde, eskiden, Çin kaynaklarının<br />
Hiungnularla ilgili olarak verdikleri örf, adet ve ekonomik faaliyetlere ait,<br />
iyi incelenmemiş bilgi dikkate alınmış, son zamanlarda ise hayli ilerleyen dil<br />
ve kültür araştırmaları, esas teşkil etmiştir. Bunlara göre, <em>Hiungnular<br />
Türk’tür</em> (J. De Guignes, 1757; J. Klaproth, 1825; F. Hirth, 1899; J.<br />
Marquart, 1903; P. Pelliot, 1920; 0. Franke, 1930; Gy. Nemeth, 1930; McGovern,<br />
1939; R. Grousset, 1942; W. Eberhard, 1942; B. Szasz, 1943; L. Bazin, 1949; F.<br />
Altheim, 1953; H.V. Haussig, 1954; W. Samolin, 1958; 0. Pritsak, 1959; G.<br />
Clauson, 1960 vb.). K. Shiratori, önce Türk kabul etmiş, sonra da Moğol<br />
olduklarını söylemiştir. L. Ligetiye göre, Hiungnuların kimliğini tespit etmek<br />
müşküldür. A. V. Gabain, Türk-Moğol karışımı oldukları fikrindedir. Her ne<br />
kadar, Hiungnuların büyük imparatorluğunda, Türkler yanında Moğol, Tunguz vb.<br />
yabancı kavimlerin de yer almaları tabiî ise de, devleti kuran ve yürüten asıl<br />
unsurun Türk olduğunda şüphe yoktur. Bu devlette, aslında orman kavmi olan<br />
Moğol ve Tunguz değil, Türk bozkır kültürü hakim olup, Gök Tanrı’ya inanılıyor<br />
(aslında totemci olan Moğollara, “Tanrı” sözü, sonra Türklerden intikal<br />
etmiştir); aile, “baba hukuku” üzerine kurulu bulunuyordu.</p>
<p>Nihayet Hiungnu devletinde idareci zümre ve hanedanın dili Türkçe idi. Siyasî<br />
ve kültürel münasebetler vesilesi ile, Çin yıllıklarında Hiungnu dilinden zapt<br />
edilen, Tanrı, kut, börü, il (el), ordu, tuğ, kılıç vb. kelimeler Türkçe olup<br />
Türk dilinin en eski yadigârlarındandır. Ve nihayet devletin sahipleri,<br />
kendilerine, Türkçe’de “kavim, halk” manasında olan “Hun” (Khun=/tü/ı)<br />
diyorlardı. “Hun” adı, bir görüşe göre, M.Ö. 1. bin başlarında “Kwan, Gun”, 5.<br />
asırdan önce “Kun”, 4. ve 3. asırlarda ise “Khun” telaffuz edilmişti. Ağırlık<br />
merkezinin, Orhun-Selenga ırmaklan ve Türklerce kutlu ülke sayılan Ötüken<br />
havalisi, Orhun ırmağı üzerindeki Karakum ile Ordos bölgesi arasında bulunduğu<br />
anlaşılan Hun siyasî birliğinin kesin tarihini, M.Ö. 4. asırdan itibaren takip<br />
etmek mümkün olmaktadır. Hunlarla ilgili en eski yazılı vesika olarak, M.Ö. 318<br />
yılında yapılan bir anlaşma zikredilmiştir. O zaman, Chou iktidarının<br />
zayıflaması sonucu meydana çıkan 14 kadar büyük derebeyliğin mücadele sahası<br />
olan Çin’de, birbirleri ile savaş halindeki bu feodal “muharip devletler”den<br />
Ch’in (Ts’in)’in gittikçe kuvvetlenmesinden endişelenen komşu beş “krallık”<br />
(derebeylik), zikredilen yılda, Hun birliği (Hiungnu) ile ittifak antlaşması<br />
yapmıştı. Hunlar, daha sonra Çin topraklarında baskıyı artırdılar. Mahallî<br />
hanedanlar, uzun müdafaa savaşları sırasında, korunmak maksadı ile, meskûn<br />
sahaları ve askerî yığınak yerlerini surlarla çeviriyorlardı. Chou’lardan<br />
iktidarı M.Ö. 256′da tamamen devralan Ch’in devletinin (Şensi’de) ünlü<br />
hükümdarı Shihhuangti (M.Ö. 247-210), kuzey taarruzlarına karşı sınırlarını<br />
büsbütün kapamak için, surların iç kısımlarını yıktırarak elde ettiği malzeme<br />
ile, dış surları birbirine bağlamak ve boş yerleri tamamlatmak sureti ile,<br />
meşhur <em>Çin Seddi’</em>ni (15 m. yükseklik, 9 m. genişlik, düz bir hat<br />
halinde uzunluk:1845 km.) meydana getirdi (M.Ö. 214). Böylece, Çinlilerin en<br />
tesirli korunma tedbirini aldıklarına kanaat getirdikleri bu sırada, iki mühim<br />
hadise vukua geldi: Çin’de uzun müddet dirayetli imparatorlar yetiştiren Han<br />
sülalesinin (İlk Han, M.Ö. 206-M.S. 22, İkinci Han M.S. 24-220) kurulması ve<br />
Hun devletinin başına da Mo-tun‘un (veya Maotun, Mavdun; eski okunuşlar: Moduk,<br />
Meitei, Mote, Mete) geçmesi (M.Ö. 209).</p>
<p>Çin kaynaklarında, Hunların Tuku (=Türk?) adlı aile veya kabilesine mensup<br />
olduğu bildirilen Mo-tun (Beğtun), kendi oğlunu tahta getirmeyi tasarlayan üvey<br />
*******n teşviki ile, babası T’uman tarafından tahttan mahrum bırakılması<br />
teşebbüsü karşısında, emrindeki, demir disiplin altında yetiştirilmiş, 10 bin<br />
atlı ile katıldığı bir sürek avında Tuman’ın öldürülmesi üzerine, Hun hükümdarı<br />
ilan edilerek (M.Ö. 209-174), Hun dilinde “imparator” manasında “sonsuz<br />
genişlik, yücelik, ululuk” ifade eden ve Asya Türk devletlerinde 6 asır kadar<br />
kullanılan Tanhu (türlü okuyuşlar: Tanju, Jenuye, Şanu ve son olarak, aynı<br />
Çince işaretin bugünkü söylenişi ile Şanyü, Şany) unvanını aldı. Devletini<br />
yeniden düzenledi ve kendisini iyi tanımadıkları anlaşılan Tunghuların<br />
(doğudaki Moğol-Tunguz kabileler birliği) ısrarla toprak talepleri karşısında<br />
savaş açarak, onları perişan etti. Böylece, hakimiyetini kuzey Peçili’ye kadar<br />
genişlettikten sonra, Orta Asya’da Tanrı dağları, Kansu havalisindeki,<br />
Hind-Avrupa menşeli sanılan Yüeçileri (Yüehch’ih) mağlup etti (M.Ö. 203). O sırada,<br />
Hun devleti “Sol Bilge eligi”nin Shangku’da, “Sağ Bilge eligi”nin Shangkün’de<br />
(Şensi) ikamet ettiği tahmin edildiği bu dönemde Mo-tun, daha sonra, Çin<br />
topraklarına yöneldi, 3 yıl kadar sürdüğü anlaşılan (201-199) bu savaşlarda<br />
Mai, Taiyuan bölgelerini zapt etti. Han sülalesinin kurucusu imparator<br />
Kaoti’nin (M.Ö. 206-195) 320 bin kişilik ordusunu, Paiteng’de bozkır usulü<br />
sahte ric’at gösterisi (Turan Taktiği) ile çember içine aldı. İmparator, bozkır<br />
bölgelerinin Hun devletine terki, yiyecek ve ipek verilmesi ve yıllık vergi<br />
şartları ile kendini ve ordusunu kurtarmağa muvaffak oldu. Doğu Asya tarihinde,<br />
iki büyük devlet arasında akdedilmiş ilk milletlerarası mukavele olduğu<br />
belirtilen bu antlaşma (M.Ö. 201) gereğince, Mo-tun’un bir Çin prensesi ile de<br />
evlenmesi sonucu, Çin ile dostluk havası içinde, imparatoriçe Lü (M.Ö. 195-179)<br />
ve imparator Wenti (M.Ö. 179-157) zamanlarında da devam etmiş olan ticarî<br />
münasebetler geliştirilirken, Mo-tun, Baykal gölü kıyılarından İrtiş yatağına<br />
kadar olan bozkırları ve daha batıdaki Tingling’ler, bazı Ogur (Hochieh =<br />
0k’ue) kollan ile meskûn araziyi, kuzey Türkistan‘ı zaptetti ve oradaki<br />
Yüeçi’lerin komşusu Wusun’ları himayesine aldı. Bu suretle Büyük Hun hükümdarı,<br />
o çağda Asya kıtasında yaşayan Türk soyundan hemen bütün toplulukları, kendi<br />
idaresinde tek bayrak altında toplamış oluyordu. İmparatorluk sınırlarının,<br />
doğuda Kore’ye, kuzeyde Baykal gölü ve Ob, İrtiş, İşim nehirlerine, batıda Aral<br />
Gölüne, güneyde Çin’de Wei ırmağı – Tibet yaylası – Karakurum dağları hattına<br />
ulaştığı bu tarihlerde, Hunlara tabi olanlar arasında, Moğollar, Tibetliler,<br />
Tunguzlar ve Çinliler de vardır. Mo-tun tarafından Çin hükümetine gönderilen,<br />
M.Ö. 176 tarihli mektuptan anlaşıldığına göre, yalnız İç Asya’da Türk devletine<br />
bağlı kavim ve şehir devletçiklerinin sayısı 26 idi ve hepsi, Tanhu’nun ifadesi<br />
ile “yay geren”lerle “tek bir aile” halinde birleşmişlerdi.</p>
<p>Mo-tun, M.Ö. 174 yılında öldüğü zaman, sivil ve askerî teşkilatı, iç ve dış<br />
siyaseti, dini, ordusu, harp tekniği ve sanatı ile yüksek vasıflı bir cemiyet<br />
halinde, daha sonraki bütün Türk devletlerine örnek olan, tarihi kesin ilk Türk<br />
siyasî teşekkülü olan “Büyük Hun Devleti”, kudretinin zirvesinde bulunuyordu.<br />
Görüldüğü üzere bu devlet, idaresindeki kısıtlı tarım sahalarına karşılık, daha<br />
ziyade, otlağı bol, besiciliğe elverişli bozkırlar bölgesinde kurulmuştu.<br />
Ekonomisinin temeli, başta at olmak üzere, hayvan yetiştiricilik idi. Buna<br />
göre, sosyal durumu da, toprağa bağlı “köylü” kültüründeki geniş arazi sahibi<br />
Çin “gentry” tabakası ile köle sınıfından çok farklı idi. Ne malikanelere, ne<br />
de toprak kölelerine rastlanmayan Hun bölgelerinde halk, kan akrabalığı ile<br />
birbirine bağlı ailelerin meydana getirdiği sosyal ve siyasî birlikler olarak,<br />
disiplinli ve kendilerini müdafaa için daima silahlı kabileler (boylar) halinde<br />
yaşıyor ve devlet, bu kabile birliklerinin (budunlar) kendi aralarında sıkı<br />
işbirliği yapmalarından doğuyordu. Devlet, bu kuruluşu icabı ve bilhassa<br />
ordunun Mo-tun tarafından tanziminden sonra, merkezden idare edilen bir “askerî<br />
teşkilat” niteliği kazanması sebebi ile askerî karakterde idi ve gerekli<br />
şartlar (bozkırda eğitilmiş olmak, at ve silah) hazır olduğu için de fütuhata<br />
açıktı. Bu yönden de, “köylü” Çin devletinden ayrılıyordu. Çin’de esas rejim<br />
“feodalite” olduğu halde, Hun devletinde merkeziyetçilik, dikkati çekecek kadar<br />
belirli idi. Küçük memurlar ve bazı müşavirler belki Çinli idi, fakat<br />
emirlerindeki silahlı kuvvetlerle, aynı zamanda birer kumandan olan bütün<br />
yüksek görevliler ile birinci derecede sorumlu makam sahipleri, hep Hun asıldan<br />
oldukları gibi, devlet teşkilatının da (mesela, sağ-sol veya doğu-batı<br />
taksimatı vb.) Çinlilik ile hiç ilgisi yoktu. Mo-tun tarafından<br />
gerçekleştirilen ve toplulukta kabilecilik gayretlerini kırarak adeta devlete<br />
millî topluluk havasını getiren ordudaki 10′lu tertip de Türk idi. Esasen<br />
devletin millî karakterinin korunmasına dikkat edildiğine dair bazı davranışlar<br />
göze çarpıyordu: Mesela Paiteng’de, imparator idaresindeki Çin ordusunu kuşatan<br />
Mo-tun’un, Çin içlerine dalarak bozkırdan uzaklaşmasına, zevcesi ve herhalde<br />
devlet meclisi tarafından engel olunmuştu. İnanç yönünden de, ne Moğol<br />
totemciliği, ne de Çin toprak tanrıcılığı ile ilgisi bulunan, bozkır Türk<br />
Gök-Tanrı itikadındaki Hun devletinin meydana gelişinde, “Çin imparatorluğu”nun<br />
model olduğuna dair yaygın görüş, normal ölçülerdeki karşılıklı kültür<br />
tesirleri dışında, doğru sayılmamalıdır. Zira bu düşüncenin gerekçesinde ileri<br />
sürülen, “Hiungnu hükümdarının, tıpkı Çin imparatoru gibi Gök’ün (Tanrı’nın)<br />
oğlu olarak görünmek ve Çin’dekine benzer saray erkânına sahip olmak lüzumu”,<br />
Hun devleti için zarurî değildi. Önce, devlet, Çin topraklarında değil,<br />
“Hiungnu”lar sahasında kurulmuştu; dolayısıyla Çin meşruiyet prensiplerini, bu<br />
devlette aramakta isabet yoktur. İkincisi, Mo-tun’un “Gök’ün oğlu” diye bir<br />
unvan takındığı şüphelidir, çünkü onu tavsif eden: T’engli Koto (aynı Çince<br />
işaretin bugünkü söylenişi ile, Ch’engli kut’u) tabirindeki şimdiye kadar<br />
“oğul” manasına geldiği sanılan ikinci kelimenin “kut” (siyasî iktidar) demek<br />
olduğu anlaşılmıştır. Üçüncüsü, Çin devletinde “Gök’ün oğlu” kavramı da aslen<br />
Çin değil, Türk menşelidir. Bütün bunlardan dolayı, Mo-tun zamanında kesin<br />
şeklini aldığı görülen Büyük Hun devleti, etnik yönden ve hakimiyet anlayışı,<br />
sosyal yapısı, idarî ve askerî kuruluşları (sosyo-politik üniteler, devlet<br />
meclisi = toy, sağ sol teşkilatı, bilge elig’ler vb.) dini ve dünya görüşü ile,<br />
Türk milletinin tarih ve kültüründe feyizli etkilerini, iki bin yıl sürdüren<br />
bir ana kaynak durumundadır. Bu itibarla, Türk ve dünya tarihinde çok büyük<br />
önem taşır.</p>
<p>Mo-tun’un oğlu tanhu <em>Kiok</em> (Chiyü /Kök?/ veya Laoshang, M.Ö. 174-160),<br />
Hun İmparatorluğunun bu büyüklüğünü muhafaza etmeğe çalıştı. Yurtlarından<br />
oynattığı Yüeçilerin, Afganistan’a giderek Baktria (Belh) bölgesinde, vaktiyle<br />
İskender tarafından kurulmuş olan Grek hakimiyetine son verdikleri tarihte<br />
(M.Ö. 166), kalabalık ordusu ile Çin’e girerek, başkent Ch’angan yakınındaki<br />
imparator sarayını yakan Kiok, bu seferdeki gayesine uygun olarak, Çin ile<br />
iktisadî ilişkilerini dostane bir şekilde sürdürmek için, bir Çin prensesi ile<br />
evlendi. Şüphesiz, Çin sarayı ile devam ettirilen akrabalık, siyasî mahiyette<br />
bir davranıştan ibaretti. Fakat bu suretle ileride, Çin ile temas halindeki<br />
hemen bütün Türk devletleri bakımından kötü neticeler verecek olan bir çığır,<br />
derinleştirilmiş oldu. Çünkü hanedanlar arasındaki bu yakınlaşmalar, her zaman,<br />
Çin hile makinesinin harekete geçmesi için, fırsat teşkil etmekte idi. Hun<br />
merkezinde, Çinli prensesin himayesinden faydalanan Çin diplomat ve vazifelileri,<br />
Hun imparatorluğu topraklarında serbestçe gezip dolaşıyorlar, Türkler ve tâbi<br />
kavimler arasında kötü propaganda yapıyorlar, devleti sinsice kuvvetten<br />
düşürmeğe çalışıyorlardı. Bundan başka, ticaret malı olarak memlekete sokulup,<br />
Hun ileri gelenleri arasında revaç bulan Çin ipeği, lüks zevki yolu ile<br />
rehaveti arttırmakta idi. Kiok devrinde fazla hissedilmeyen bu menfî durumlar,<br />
onun oğlu <em>Künçin</em> (Chünch’en) zamanında (M.Ö. 160-126), gerçek bir<br />
huzursuzluk kaynağı olarak kendini gösterdi. Keza, Han sülalesine damat olan bu<br />
tanhu, babası ve dedesi ölçüsünde dirayetli ve asker ruhlu bir hükümdar<br />
olmadığı için, Hun iktidarında sarsıntılar belirdi. Çinlilerin, bu devirde<br />
(imparator Chingti, 157-141), sınır boylarında ufak çaptaki akınları durdurduğu<br />
görülüyordu. İlk defa, imparator Wuti (M.Ö. 141-87), kalabalık ordular teşkil<br />
ederek Hun hakimiyetinin yıkılmasını hedef tutan planlarını tatbike girişti.<br />
Propagandayı arttırdı. Gayelerinden biri de, Çin için büyük gelir kaynağı olan<br />
ipeğe, batı bölgelerinde yeni pazarlar bulmak ve İç Asya-İran üzerinden Akdeniz<br />
kıyılarına ulaşan, meşhur <em>“İpekyolu”</em>nuemniyet altına almaktı.<br />
Dolayısıyla, Orta ve Batı Asya’da, yabancıların kudretini kırması lâzımdı.<br />
Bilindiği gibi, aşağı yukarı M.S. 1. bin sonlarına kadar, Türk-Çin mücadelelerinin<br />
temel sebeplerinden biri, bu kervan yoluna hakimiyet meselesi olmuştur.<br />
Wuti’nin, İpekyolu üzerindeki memleket ve kavimleri öğrenmek ve Hunlara karşı<br />
onlarla işbirliği sağlamak maksadı ile batıya gönderdiği yüksek rütbeli bir<br />
asker olan Çangk’ien’in (Changch’ien), gizli vazifesini yaparken Hunlar<br />
tarafından bir süre gözaltında tutulmasına rağmen, buralarda geçirdiği uzun<br />
müddet içinde (M.Ö. 138-126) edindiği bilgiyi, temaslarını ve hükümete<br />
tavsiyelerini ihtiva eden mühim rapor, imparatoru memnun etmiş ve sonraki Çin<br />
siyaseti için başlıca rehber vazifesini görmüştür. Bu arada Çinliler, çok<br />
ehemmiyetli bir başarı daha elde etmişlerdi ki, o da, ordularını Türk usulüne<br />
göre yetiştirmeleri ve Hun silahları ile teçhiz etmeleri idi. Daha Mo-tun’dan<br />
çok önceleri, 318 andlaşması ile ilgili olup, Hunlara karşı askerî gücünü<br />
takviyeye çalışan Chao (Şansi’de) krallığında Wuling (M.Ö. 325-298) zamanında<br />
başlayıp, daha sonra, Kuzey Çin’de feodal hükümetlerin yerini alan büyük Ch’in<br />
devletinin imparatoru Shihhuangti zamanında hızla devam eden bu askerî ıslahat<br />
hareketleri, Han imparatoru Wuti’nin kumandanlarından Weits’ing ile Hun<br />
tarzında 140 bin kişilik bir süvari kuvveti çıkaran Ho K’üping tarafından,<br />
büyük başarıya ulaştırılmıştı. M.Ö. 127-117 yılları arasında, Ordos’daki<br />
Hunlara karşı kazandıkları zaferler, Hun ağırlık merkezinin, Gobi’den kuzeye,<br />
Orhun nehri bölgesine kaymasına sebep olmuştu.</p>
<p>Hunlar, artık eskisi gibi değildiler. Akınları duraklamış, bilhassa Tanhu <em>Tsütihoü</em><br />
(Chut’eho) zamanından itibaren (M.Ö. 101-96) 40 yıl devamınca, zengin güneybatı<br />
topraklarının (Tanrı dağları, Cungarya, Turfan, Yarkent, Kuça vb.) düşman<br />
istilasına uğraması ile devlet geliri azalmış, o zamana kadar Çin’den vergi ve<br />
hediye olarak sağlanan malî destek kesilmişti. İç huzursuzluk, idarecilerle<br />
başbuğların arasını açmağa yönelen kesif Çin propagandası ile gittikçe<br />
derinleşiyordu. Hun prenslerinin birbirleri ile olan anlaşmazlıkları,<br />
mücadeleyi şiddetlendirdi. İktisadî darlık ve askerî güçsüzlük karşısında,<br />
maddî yardım temin edilir düşüncesi ile, çıkar yol olarak Tanhu <em>Hohanyeh</em>‘in<br />
(M.Ö. 58-31) Çin himayesini isteme meyli, durumu büsbütün karıştırdı. Sol Bilge<br />
eliği (Sol kanat kralı) olan <em>Çiçi</em> (Chihchih, Tsitki), bu kardeşinin<br />
tanhuluğunu tanımadı. Mesele, Hun devlet meclisinde (Türkçesi: toy) ağır<br />
münakaşalara yol açtı. Hohanyeh’in teklifi; istiklâlin feda edilmesini <em>“gülünç<br />
ve utanç verici”</em> bir davranış sayan ve kendilerinden ülkenin devralındığı<br />
atalara karşı hürmetsizlik kabul eden Çiçi taraftarlarınca reddedildi.<br />
Tanhu’nun fikrinde direnmesi, Hunları ikiye ayırdı (M.Ö. 55). Devlet birliğinin<br />
parçalanması ile, Çin üzerindeki Hun tehdidi ortadan kalktığı için, Doğu Asya<br />
tarihinde bir dönüm noktası olan bu yıllarda, Hun prensleri arasında iyice<br />
alevlenen açık mücadele sonunda, rakiplerini mağlup, bu arada tanhuluk<br />
merkezini de işgal ederek Hun imparatoru durumuna yükselen Çiçi karşısında,<br />
Hohanyeh, kendine bağlı kütlelerle birlikte, desteğini sağladığı Çin’in<br />
kuzeybatı sınır bölgesine (Ordos, Pingçu) çekildi (M.Ö. 54).</p>
<p>Devletini güçlendirmek ve iktisadî imkanlara kavuşturmak bakımından,<br />
hakimiyetini batıya doğru yaymağı uygun gören Çiçi Tanhu, M.Ö. 51′de harekete<br />
geçti. Önce, Tanrı Dağları kuzeyi Isık Göl havalisindeki Wusun’ların<br />
mukavemetini kırdı; Tarbagatay bölgesindeki Ogurları, daha kuzeydeki Kırgızları<br />
ve İrtiş etrafındaki Tingling’leri tabiiyetine aldı. İki yıl içinde kazandığı<br />
bu başarılardan sonra, Wusun akınlarının tedirginliğinden kurtulmak isteyen<br />
Kangkü (Çu, Güney Kazakistan bozkırı, Maveraünnehir) kralının arzusu üzerine,<br />
bu devleti himaye etmek vesilesi ile Aral Gölüne kadar bütün batı bölgesini<br />
idaresi altına alarak, geniş Orta Asya Hun İmparatorluğunu ihya etti. Çiçi,<br />
hükümetinin kuzey Moğolistan’daki ağırlık merkezini de, Çu-Talas nehirleri<br />
arasına kaydırarak, orada etrafı surlarla çevrili yeni bir başkent inşa ettirdi<br />
(M.Ö. 41) ki, böylece, mevkii dolayısıyla İran, Afganistan, Hindistan, Doğu ve<br />
Orta Avrupa kıtaları bakımından, Asya tarihinin bundan sonraki gelişiminde<br />
sürekli tesiri görülecek olan Türkistan sahasına, Türk halkının iyice nüfuzunu<br />
sağlamış oluyor (Batı Hunları) ve Fergana, Baktria (Belh) havalisini kendine<br />
bağladıktan sonra, Çin kaynaklarına göre, Ansi bölgesini, yani güneybatı<br />
sınırları, ta Anadolu’ya kadar uzanan Parth İmparatorluğunun kuzeydoğu kısmını<br />
zaptetmek için planlar hazırlıyordu.</p>
<p>Fakat Çiçi’nin hakimiyeti uzun sürmedi. Topraklan çok genişti ve Hun devleti bu<br />
bölgelerde henüz iyice yerleşmiş, idarî nizamı kurmuş, tâbi kütleler ve<br />
komşuları ile normal münasebetlerini geliştirmiş değildi. Çiçi’nin harekâtını,<br />
adım adım takip eden Çin, Wu’sun’ları, Kangkü devletini kendine çekmeği bildi<br />
ve derhal saldırıya geçti. Etraftan aldıkları yardım ve 70 bin kişi civarındaki<br />
orduları ile, baskın şeklinde, Hun topraklarına girerek süratle ilerleyen<br />
Çinliler tarafından kuşatılan, Talas ırmağı üzerindeki surlu Hun başkenti,<br />
tamamıyla tahrip edildi (M.Ö. 36). Başkentte, hayrete değer bir müdafaa<br />
yapılmış, sokaklarda kanlı savaşlar verilmiş, hatta tanhuluk sarayı içinde oda<br />
oda çarpışılmış ve Çiçi, oğlu ve hatunlar dahil, saray mensuplarından 1518<br />
kişi, ellerinde kılıç, devletleri uğruna hayatlarını feda etmişlerdi.</p>
<p>Çiçi’nin batıya uzaklaşmasından sonra kendini toplayan ve Çin hükümeti ile<br />
anlaşma yaparak (M.Ö. 43), devlet meclisinin kararı ile başkentini Orhun bölgesine<br />
nakleden, fakat M.Ö. 36′dan itibaren tekrar Çin tâbiliğine giren Hohanyeh’e<br />
(ölm. M.Ö. 31) bağlı kütleler, onun evlatları tarafından bir müddet idare<br />
edildikten sonra, tekrar toparlanmağa başlamışlar ve kudretli bir devlet adamı<br />
olduğu anlaşılan <em>Yu</em> (Hotodzsisi) Tanhu zamanında (M.S. 18-46), Çin’e<br />
karşı istiklallerini elde ederek, doğuda Mançurya’ya, batıda Kaşgar’a kadar<br />
olan geniş bölgeyi tekrar idarelerine almağa muvaffak olmuşlardı. Fakat Yu’nun<br />
ölümünden itibaren iç anlaşmazlıklara düşmeleri ve uzun süren kıtlık yıllarının<br />
sebebiyet verdiği çok sayıda hayvan kırımı ile ülkede baş gösteren açlık,<br />
Hunları müşkül duruma soktu. Yu’nun oğlu Tanhu <em>P’unu’ya</em> karşı mücadele<br />
açarak, kuzeydeki Hun kabileleri arasına çekilen Pi’nin (P’unu’nun yeğeni)<br />
orada kendini tanhu ilan etmesi hadisesi (M.S. 48), Hunları tekrar ve artık bir<br />
daha birleşememek üzere ikiye ayırdı: <em>Kuzey Hunları</em> (Kuzey veya Dış<br />
Moğolistan’da) ve <em>Güney Hunları</em> (Güney veya İç Moğolistan’da).</p>
<p>Böylece, M. 48′de, ayrı siyasî vasıfları kesinlik kazanan iki Hun devleti<br />
arasındaki büyük fark, güneydekinin Çin tabiiyetini devam ettirmesi, Kuzey<br />
devletinin ise istiklalini daima koruması idi. Bundan başka, Güney Sibirya,<br />
Cungarya ötesine kadar Batı ve İç Asya’da iktisadî ehemmiyeti bilinen bütün<br />
şehir devletleri de, Kuzey Hun Devletinin idaresinde idi. Dolayısıyla siyasî ve<br />
askerî Çin saldırılarının ana hedefini teşkil ediyordu. Daha Hun<br />
İmparatorluğunun bölünmesi ile sonuçlanan iç mücadeleleri ustaca istismar eden<br />
Çin, Hunlara bağlı doğudaki Moğol-Tunguz karışımı Wuhuan ve Sienpi (Hsienbi)<br />
kütlelerini kışkırtmış, bunların sürekli baskıları neticesinde Hun Devleti,<br />
Doğu Moğolistan’da kontrolü kaybederken, batı bölgesinde de tahrikçi Çin<br />
siyaseti ile karşılaşmıştı. Bu sebeple, en tesirlisi Yarkent Krallığı olmak<br />
üzere, Şanşan (Loulan, Lobnor’un güneyi), Turfan vb. bölgelerdeki ayaklanmalar<br />
ile uğraşmak zorunda kalındı (46-60 yılları). Hun Devletinin buralarda,<br />
bilhassa Çin’in sömürücü tutumu ile Yarkent kralı Kien’in çok merhametsiz<br />
davranışından perişan düşen halk tarafından, kurtarıcı gibi karşılanması ve<br />
duruma hakim olduktan sonra, yeniden baskı altına aldığı Çin’i, sınır<br />
kasabalarında serbest ticarete mecbur etmesi (61-65), Çin’i tam kararlılık<br />
içinde ve doğrudan doğruya askeri harekâtla Hun Devletini çökertmek hazırlığına<br />
sevk etti. İmparator Mingti (58-75), Ç’engti (75-89) ve Hoti (89-105)<br />
devirlerinin ünlü generali Pan Ç’ao’nun yüksek kumandasında kalabalık Çin<br />
ordularının, 30 yıl süren harekâtı sonunda Kangk’ü’ye kadar (Kaçgar, Hami,<br />
Yarkent, Hoten dahil) sayısı 50′yi bulan zengin ve kervan yolu üzerinde olduğu<br />
için, iktisadî yönden önemli şehir, Çin idaresine geçti. Bilhassa 73-74,<br />
89-90-91 yılları harekâtında ağır kayıplara uğrayan Hunlar, İç-Asya’da<br />
hakimiyetlerini kaybederken, doğuda da Sienpi’lerin hücumlarına (en şiddetlisi<br />
89-91 arasında) maruz bulunuyorlardı. İki cephede, sürekli savaşlar vermek<br />
zorunda kalan Kuzey Hun Devleti, son tanhuların başarılı müdafaalarına rağmen,<br />
kuvvetten düştü, durum aleyhte gelişti. Hakimiyetlerini, Güney Sibirya’ya ve<br />
Cungarya’ya kadar genişletmeğe muvaffak olan Sienpi’lerin hükümdarı Tanshihhuai<br />
(aş. yk. 147-156) tarafından, nihayet saf dışı edilen Kuzey Hunlarının (ihtimal<br />
Tanhu Avitokhol zamanında) toprakları, düşman kabilelerin istilasına uğradı.<br />
Siyasî iktidarlarının zayıflamağa yüz tuttuğu tarihlerde, esasen memleketi terk<br />
etmeğe başlayan Hunlardan (büyük çapta göçler 91′de ve 155′e doğru), Kuça<br />
civarında kalan Yüepan-Yüebanlar dışındaki kalabalık kütleler, batıya<br />
çekilmişlerdi ki, bunların şimdiki Güney Kazakistan bozkırındaki soydaşlarına<br />
(Çiçi Hunları) katıldıkları anlaşılmaktadır.</p>
<p>M. 48′den beri, Çin sınır bölgesinde yaşayan ve kuzeyden gelecek saldırılar<br />
için Çin’in ileri karakolu bir tampon devlet durumunda olan Güney Hunları da<br />
pek huzurlu değildi. Kukla tanhulara karşı, Hun kabileleri, sık sık<br />
başkaldırıyorlardı. 94, 124 ve 140 yıllarında görülen ayaklanmalar güçlükle<br />
bastırılmış, bunları 153, 158 isyanları takip etmişti. Bu senelerde Kuzey<br />
Moğolistan’ı işgal eden Sienpi’ler, güneye doğru baskılarını artırarak, Hun<br />
devleti için tehlikeli olmağa başladılar (177′den itibaren). 188′de Çin<br />
hükümetince tayin edilen tanhunun tamamen Çin’e teslim olma kararı üzerine<br />
Hunlar tarafından öldürülmesi, devleti başsız bıraktı. Kabileler, diğer tayinli<br />
iki tanhuyu da tanımadılar ve dağınık kabile hayatına döndüler. Son tanhunun,<br />
Çin başkentinde hapsedilmesi ve ülkenin 5 eyalete bölünerek Çinli askerî<br />
valilerin gözetimine verilmesi ile, Güney Hun Devleti de sona erdi (M. 216).</p>
<p>Bununla beraber, Sienpi baskısı yüzünden bilhassa 3. yy.’ın 2. yarısında güneye<br />
gelmek suretiyle Çin’de sayıları gittikçe artan Hunlar, Çin idaresi altında ve<br />
Çinli halk arasında, varlıklarını korumayı bildiler. Çin’de, Han sülalesi<br />
iktidarının zayıflamağa yüz tuttuğu tarihlerde (180′den itibaren) birbirleri<br />
ile mücadeleye girişen generallerin tutumu, büyük değişiklik meydana getirmiş,<br />
siyasî birliğin parçalanmasına yol açmıştı (“16 Devlet” devri). Sui<br />
hanedanının, birliği ihya ettiği 589 yılına kadar süren bu devrede Türk<br />
kütleleri, başta Tabgaç (Wei) sülalesi olmak üzere, müstakil devletler<br />
kurmuşlar ve Han iktidarının son bulması ile, M.S. 220′lerde, tekrar sahnede<br />
görünen Güney Hun kabile başbuğlarının idaresinde nüfuzlarını artırarak,<br />
zamanla hemen bütün Kuzey Çin’i Türk hakimiyetine almayı başarmışlardı. Bunu<br />
sağlayan kuvvet, yukarıda zikredilen asî generallerden biri olan Ts’ao<br />
Ts’ao’nun, savaşlarında yardımları olduğu için, Şansi bölgesine yerleştirdiği<br />
19 Hun kabilesi idi. Kalabalık olan ve her fırsatta Çin idaresine başkaldıran<br />
(meselâ 271, 294, 296 yıllarında) bu Türk kütlesi, millî benliğini koruyor ve<br />
eski tanhu ailesi mensuplarına karşı saygı beslemeye devam ediyordu.</p>
<p>19 kabileden biri T-opa (Tabgaç), biri de büyük Tanhu Mo-tun ailesinin indiği<br />
Tuku veya T’uko idi. Hun Tuku (T’uko) başbuğu, eski tanhular neslinden ve Hun<br />
elig’lerinden olan Liu Yüan (Liu, bu devirde Tuku ailesine Çinlilerin verdiği<br />
addır) çetin bir hürriyet mücadelesi verdikten sonra, dikkat çekici bir siyasî<br />
kavrayışla, 500 sene önceki atalarının, eski Han sülalesi ile olan<br />
dostluklarını ve “kardeş”liklerini de ileri sürerek ve hatta kendi sülalesine<br />
“Han” adını vererek, bu Çin bölgesinde (merkez: P’ing ç’eng) Türk devletini<br />
kurmağa muvaffak oldu (304-329. 1. Chao). Çin başkenti Loyang’ı zapt etti<br />
(311). Kendisinden sonra, Çin’in öteki başkentini de ele geçiren kardeşi Liu<br />
Ts’ung’un geliştirdiği bu siyasî hakimiyet şuuru; idare, başbuğ aileleri<br />
arasında el değiştirmesine rağmen, devam etti (başlıca Hun sülaleleri: 2. Chao:<br />
329-351, Hsia: 407-431, Kuzey Liang: 401-439 ve bunun devamı: Lou-lan krallığı,<br />
442-460; Turfan civarında). Aynı şuur, Tsükü (Chuch’ü) Mengsün tarafından<br />
kurulmuş olan son Hun devleti “Kuzey Liang”ın 439 yılında Tabgaç hükümdarı<br />
T’aivvu’nun baskısı ile başkent Gutsang işgal edilerek yıkılması üzerine, buradan<br />
kaçıp kurtulduğu anlaşılan Türk Açına [Asena, Bozkurt] ailesinin temsil ettiği<br />
büyük Göktürk Hakanlığı‘na ulaştı.</p>
<p>Çin sahasında Hun adı altındaki siyasî hayatları böylece tarihe karışmakla<br />
beraber, M.Ö. 1. asırda Çi-çi iktidarının yıkılması neticesinde, etrafa<br />
dağılmış olarak Sogdiana’nın (Seyhun-ötesi) doğusunda, Kafkaslar’ın kuzeyinde,<br />
hatta Dinyeper nehri civarında ve bilhassa Aral Gölünün doğu bozkırlarında<br />
varlıklarını devam ettiren Türk kütleleri, oradaki diğer Türk zümreleri ve 1.<br />
asır sonlarından 2. asrın yarısına kadar, doğudan gelen Hun kalıntıları ile<br />
çoğalmışlar ve uzunca bir müddet sakin bir hayat yaşamak suretiyle güçlerini<br />
artırmışlardır. Bunların, büyük ihtimalle iklim değişikliği yüzünden veya son<br />
yıllarda gelişen yeni bir görüşe göre, 110-350 yıllarında doğudan gelen Uar-hun<br />
baskısı karşısında batıya yöneldikleri ve sonra Avrupa Hun İmparatorluğu‘nu<br />
kurdukları anlaşılmaktadır. Bu kütlelerin batıya Sibirya’ya doğru Çin<br />
sahasından uzaklaşmalarından dolayı, haklarında, 2 asır gibi uzun bir süre<br />
yazılı bilgi bulunamadığı gerekçesine dayanılarak, Hiungnularla aynı kavim<br />
sayılamayacakları yolundaki bazı iddialara rağmen, Atilla zamanında, bütün<br />
Avrupa’da Türk hakimiyetini gerçekleştirenlerin, bu Asya Hunları neslinden<br />
oldukları çeşitli vesikalarla belgelenmektedir.</p>
<p>KÜLTÜR</p>
<p>Hiung-nular kendi belgelerini bırakmadığı için arkeolojik<br />
deliller dışında Çin kaynaklarına bakılmaktan başka çare yoktur. Hiung-nular’ın<br />
özelliklerinden bir kaç örnek:</p>
<ul>
<li>Reisi vefat edince,<br />
yerine oturan oğlunun kendi anası dışındaki babasının kadınlarını alması.</li>
</ul>
<p>Ancak bu özellikler sadece Hiung-nular değil, diğer göçebe<br />
kabileler için de geçerlidir. Ayrıca bunların Çin medeniyetinin ahlak anlayışı<br />
ve mantığına aykırı olduğu için Çin kaynaklarında Hiung-nular’ın gelenek ve<br />
göreneklerinden bahsedilirken eleştiri içerikli cümleler kullanılmıştır.</p>
<p>Hiung-nu’ların dini, Şamanizm ve Tengricilik olup, yılda üç<br />
kez büyük ayinî bayram düzenleniyordu.</p>
<p>Arkeolojik kazıların sonucuyla Hiung-nular’ın başkentinin<br />
Ulan Batur’un kuzeyinde bulunan Noin-Ula Kurganı’nında olduğu saptanmaktadır.<br />
Ve kurganlarından kazılan Hiung-nular’ın giysilerinde eski Fars ve Yunan<br />
kültürünün etkisi tespit edilmektedir.</p>
<p>Devlet<br />
Yönetimi</p>
<p>Çin kaynaklarında Hun (Hiung-nu) devletinin yöneticileri<br />
Tanhu (Şanyu) olarak anılmaktadır. Bu kelimenin kumandan, kağan, han ya da<br />
imparator gibi bir anlamı olduğu tahmin edilir.</p>
<p>Tanhu sözcüğü bir unvan olarak “sonsuz genişlik” anlamına<br />
gelmektedir. Hükümdarlık da kut anlayışı egemendi. Hükümdarlığın tanrıdan<br />
geldiği görüşü vardı. Ülke, töre hükümlerine göre yönetilirdi. Tanhunun görevi;<br />
ülkede dirliği sağlamak, adaleti gerçekleştirmek, orduyu komuta etmek, meclisi<br />
yönetmek olarak sıralanabilir.Hükümdarın eşine “ka-tun” (hatun) denirdi ve<br />
hatun yönetimde söz sahibiydi. Hükümdarlık babadan oğula geçmektedir. Ülke<br />
oğullar arasında doğu, batı ve merkez olarak miras bırakılmaktaydı. Doğu,<br />
Güneş’in doğduğu yön olması dolayısıyla Türkler’de kutsal görülürdü ve ülkenin<br />
doğusunu yönetmek üstünlük belirtisiydi. Ülkenin batısını yöneten tanhu<br />
doğudaki tanhuya bağlı idi.</p>
<p>Ordu</p>
<ul>
<li>Ordu ücretli değildi.</li>
<li>Ordunun temeli atlı<br />
askerlere dayanırdı.</li>
<li>Ordu tümen sistemine<br />
göre teşkilatlanmıştır. (On bin kişi.)</li>
<li>Kullanılan savaş araçları<br />
ok ve yaydı. Yakın dövüşte kılıç ve kargı kullanılırdı.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<!-- letsfxad_adsused_c= 0-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihcim.net/buyuk-asya-hun-imparatorluguasya-hunlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>sen kendini kurtardın ama&#8230;</title>
		<link>http://www.tarihcim.net/sen-kendini-kurtardin-ama.html</link>
		<comments>http://www.tarihcim.net/sen-kendini-kurtardin-ama.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jul 2011 09:34:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HİKAYELER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihcim.net/?p=73</guid>
		<description><![CDATA[kanuninin vefatı <a href="http://www.tarihcim.net/sen-kendini-kurtardin-ama.html">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Kanuni Sultan Süleyman’ın naaşı tam mezarına bırakılacaktır ki, elindeki çekmeceyi tabutun yanına sıkıştırmaya çalışan bir saray ağası Ebussuud Efendi’nin dikkatini çeker, mübarek derhal müdahale eder:<br />
-Dur bakayım! der,<br />
-Neler oluyor orada?<br />
Saray ağası:<br />
-Bu emaneti mezara bırakmam gerek.<br />
-Olmaz! Böyle bir şey caiz değil.<br />
-Sultanımız vasiyet ettiler ama.<br />
-Vasiyet mi? İçinde ne var acaba?<br />
-Bilmiyorum efendim.<br />
-Ver bakayım şu çekmeceyi.</div>
<div>
<p>Adamcağız uzatır, Şeyhülislam uzanır. Lakin tam o sıra kalabalık dalgalanır, çekmece yere düşer. Ortalığa yüzlerce kağıt yayılır. Ebussuud Efendi bunlardan birini eline alır. Altında kendi mührünü görmez mi? Gözü kararır, rengi uçar. Benzinde tek damla kan kalmaz, bildiğiniz kül kesilir. Hemen oracığa çöker, yumruklarını şakaklarına dayar. Zor duyulan bir sesle:<br />
-Ah Süleyman ah! der, Sen kendini kurtardın. Bakalım Ebussuud ne yapacak?</p>
</div>
<!-- letsfxad_adsused_c= 0-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihcim.net/sen-kendini-kurtardin-ama.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2. Dünya Savaşı</title>
		<link>http://www.tarihcim.net/2-dunya-savasi.html</link>
		<comments>http://www.tarihcim.net/2-dunya-savasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Jul 2011 09:58:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HİKAYELER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihcim.net/?p=71</guid>
		<description><![CDATA[2. Dünya Savaşı’nda İngiltere başbakanı Churchill, Türkiye’nin Almanya’ya karşı savaşa girmesi için elinden geleni yapmış. Hatta sırf bunun için Türkiye’ye gelmiş ve İsmet Paşa’yla Adana’dagörüşmüş. Ancak İsmet Paşa’yı savaşa girmeye ikna edememiş. Churchill görüşmeden sonuç alamayacağını anlayınca gerisin geriye dönmüş. &#8230; <a href="http://www.tarihcim.net/2-dunya-savasi.html">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>2. Dünya Savaşı’nda İngiltere başbakanı Churchill, Türkiye’nin Almanya’ya karşı savaşa girmesi için elinden geleni yapmış. Hatta sırf bunun için Türkiye’ye gelmiş ve İsmet Paşa’yla Adana’dagörüşmüş. Ancak İsmet Paşa’yı savaşa girmeye ikna edememiş.</div>
<div>
<p>Churchill görüşmeden sonuç alamayacağını anlayınca gerisin geriye dönmüş. Ama Churchill bu. Hemen pes etmemiş kurt politikacı. İngiltere güçlü ama zaten Almanya ile savaş halinde. Bir başka savaşı göze alamadığından Türkiye’yi yolu yordamıyla tehdit etmek istemiş.</p>
<p>Ne yapayım da edeyim diye düşünmüş, taşınmış. En sonunda ne yapacağına karar vermiş. Hemen yaverinden bir çuval buğday getirmesini istemiş. Bir mektup yazıp çuvalın içine koymuş. Yaverine “Bunu Türkiye’ye İsmet Paşa’ya bizzat götür. Ve Paşa’nın yanıtını almadan da geri dönme” demiş.</p>
<p>Çuval askeri uçakla anında yola çıkmış. Yaver çuvalı İsmet Paşa’ya teslim etmiş ve Churchill’in hemen yanıt beklediğini bildirmiş. İsmet Paşa bir çuval buğdayı görünce çok şaşırmış taabii. Çuvalı açmış, bir bakmış ki, çuval ağzına kadar buğday dolu ve en üstte de bir mektup var.</p>
<p>Mektupta, “Biz İngilizler, bu çuvaldaki buğdaylar kadar kalabalığız. Almanya’yla ilişkilerinizi kesin. Yoksa fena olur” gibisinden bir yazı varmış. İsmet Paşa’nın gözleri çakmak çakmak olmuş. Yavere beklemesini söylemiş. Odasına girmiş ve yardımcısından aç bir tavuk bulup getirmesini istemiş. Kendisi de oturup bir mektup döşenmiş. Mektupla tavuğu gelen buğday dolu çuvala koymuş. Churchill’in yaverine “İşte cevabım” demiş.</p>
<p>Yaver çuvalı almış, uçağa atladığı gibi, gıdak mıdak sesleri eşliğinde İngiltere’ye uçmuş. İngiltere’ye varır varmaz, Churchill’in huzuruna çıkmış. Churchill kendinden emin biçimde çuvalı açınca bir de bakmış ki, çuvalın içinde karnı yediği buğdaylardan şişmiş bir tavuk, bir avuç buğday ve bir de mektup var. Hemen mektubu açmış. İsmet Paşa mektuba şunları yazmış: “Bir tavukla başedemeyen İngilizler’den niye korkalım?”</p>
</div>
<!-- letsfxad_adsused_c= 0-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihcim.net/2-dunya-savasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mısır mucizesi</title>
		<link>http://www.tarihcim.net/misir-mucizesi.html</link>
		<comments>http://www.tarihcim.net/misir-mucizesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Jul 2011 09:56:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HİKAYELER]]></category>
		<category><![CDATA[MISIR SEFERİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihcim.net/?p=69</guid>
		<description><![CDATA[1517 MISIR SEFERİ <a href="http://www.tarihcim.net/misir-mucizesi.html">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<h2> </h2>
</div>
<div>
<p>Mısır seferine gidilirken ordunun korkunç Sina Çölü’nden geçmesi gerekiyordu. Kum fırtınalarının etrafı kasıp kavurduğu, gündüzleri dayanılmaz sıcaklara sahne olurken geceleri dondurucu soğukları davet eden bu çölü dünyada hiç bir ordu geçememişti. Yavuz Sultan Selim ordusuna moral verici sözler söyledikten sonra atını çöle sürdü.<br />
Herkes yanındaki suyu idareli kullanıyor, namazlar teyemmüm yapılarak kılınıyordu. Yolculuk böyle sürüp giderken Yavuz Sultan Selim’in bir ara atından indiği ve saygılı bir halde yaya olarak yürüdüğü görüldü. Herkes şaşırmıştı ama, kimse sebebini soramıyordu. Padişahın hiç yanından ayırmadığı Hasan Can durumu öğrenmekte gecikmedi.<br />
Padişah O’na şunları söylemişti:<br />
“İki cihan sultanı Peygamber Efendimiz önümüzde yaya olarak yürürlerken biz nasıl<br />
at üstünde olabiliriz Hasan Can?” </p>
</div>
<!-- letsfxad_adsused_c= 0-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihcim.net/misir-mucizesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TARİHİ DEVİRLER&#8230;</title>
		<link>http://www.tarihcim.net/tarihi-devirler.html</link>
		<comments>http://www.tarihcim.net/tarihi-devirler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jul 2011 12:55:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[tarihin devirleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihcim.net/?p=47</guid>
		<description><![CDATA[tarihin devirleri, <a href="http://www.tarihcim.net/tarihi-devirler.html">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>M.Ö. 3200 yılında yazının bulunuşu ile o dönemlerin insanları hakkında bilgilerimiz hızla artmıştır . Bilim adamları da insanlık tarihini yazılı yazısız belgelere göre incelemektedirler . Bunun için yazının bulunuşuna kadar geçen döneme tarih öncesi devirler , yazının bulunuşundan sonraki döneme de tarih devirleri adı verilmiştir .</p>
<p>Yazı, Mezopotamya&#8217;da Sümer şehir devletleri zamanında ( M.Ö. 3200 ) bulunmuştur . Tarih bilgilerimize hız kazandırmıştır . Bu nedenle yazının bulunuşu tarihçiler tarafından tarihin başlangıcı olarak kabul edilir.<br />
Tarih öncesi devirler</p>
<p>Tarih öncesi devirler , Taş ve Maden devri olmak üzere ikiye ayrılır . Taş devrinde insanlar yaptıkarı aletlerde malzeme olarak taş kullanmışlardır . Maden Devrinde de buldukları madenlerden araç yapımında faydalanmışlardır</p>
<p>Yontma Taş Devri</p>
<p>Bu dönemde insanlar mağaralarda ve ağaç kovuklarında barınıyorladı . Yiyeceklerini avcılık ve toplayıcılıkla elde ediyorlardı ; çünkü henüz hiçbirşey üretmeyi bilmiyorlardı . Bu dönemdee yurdumuz Türkiye ‘de de insanların yaşadığını buluntulardan anlıyoruz . Buna en belirgin örnek ; Antalya yakınlarındaki Karain Mağarası ‘dır . Bu dönem insanlar çevrelerinde bol bulunan taştan el baltaları ile kesici kazıyıcı ve delici aletler yapmışlardır . Mağara duvarlarını hayvan resimleri ile süslediler . Devrin sonlarına doğru ateşi buldular . Ateş insanların soğuktan ve vahşi hayvanlardan korunmasını sağladı . Ateş ile yiyeceklerini de pişirip yemeye başladılar . Kaynakwh webhatti.com: <a href="http://www.webhatti.com/tarih/5648-tarihi-devirler.html" target="_blank"><img title="...TARİHİ DEVİRLER..." src="http://www.webhatti.com/smiley.gif" alt="...TARİHİ DEVİRLER..." border="0" /></a></p>
<p>Cilalı Taş Devri</p>
<p>Bu devirde insanlar evler yapıp köyler kurdular . Ekip biçmeyi öğrendiler , yani üretici oldular . Topraktan çanak çömlek yapıp bunları ateşte pişirerek daha dayanıklı ve kullanışlı hale getirdiler .Bazı hayvanları evcilleştirdiler . Yurdumuzda Burdur yakınlarında Hacılar Köyü ‘nde , Konya yakınlarında Çatalhöyük te yapılan kazılarda Cilalı Taş Devrine ait buluntular elde edilmiştir .</p>
<p>Maden Devri</p>
<p>İnsanlar bu devirde doğada çok bulunan ve kolay işlenen bakır madenini kullandılar . Sonraları , bakır ve kalayın karışımyla tunç elde edildi . Tunçtan yapılan aletler bakırdan yapılan aletlerden daha sert ve dayanıklı oldu . Maden devrinin sonlarına doğru insanlar demir madenini kullandılar .</p>
<p>Maden Devrinde , Hitit ve Sümer devletleri gibi büyük devletler kuruldu . Yozgat yakınlarında Alişar’da , Çorum yakınlarında Alacahöyük ‘te , Çanakkale yakınlarında Truva ‘da bu döneme ait buluntulara rastlanmıştır</p>
<p>Tarih Devirleri</p>
<p>M.Ö. 3200 yılında yazının bulunuşundan günümüze kadar geçen zamana tarih devirleri denir . Toplumlar üzerinde etkili olan önemli sosyal ve siyasi olaylar , tarihi devirlere ayırmada etkili olmuş ve sınır kabul edilmiştir . Böylece tarih öğrenme kolaylaşmıştır . Tarih çağları (devirleri ) : İlk Çağ , Orta Çağ , Yeni Çağ ve Yakın Çağ dır</p>
<p>İlk Çağ<br />
Yazının bulunuşu ( M.Ö. 3200 ) ile başlar . M.S. 375 Kavimler Göçü’ne kadar devam eder.</p>
<p>Orta Çağ<br />
Kavimler Göçü’nden ( 375 ) , Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbulu almasına kadar geçen süredir .</p>
<p>Yeni Çağ</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbulu alaması ve Bizans İmparatorluğuna son vermesi ile başlayan , 1789 Fransız İhtilali ile sona eren çağdır .</p>
<p>Yakın Çağ</p>
<p>1789 Fransız İhtilali ‘nden zamanımıza kadar süren çağdır</p>
<!-- letsfxad_adsused_c= 0-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihcim.net/tarihi-devirler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TARİH BİLİMİNE GİRİŞ</title>
		<link>http://www.tarihcim.net/tarih-bilimine-giris.html</link>
		<comments>http://www.tarihcim.net/tarih-bilimine-giris.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Jul 2011 14:01:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL TARİH]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihcim.net/?p=43</guid>
		<description><![CDATA[tarih nedir,tarihin özellikleri,tarihi olay,tarihe yardımcı bilimler,tarihin kaynakları,arkeoloji,coğrafya, <a href="http://www.tarihcim.net/tarih-bilimine-giris.html">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Tarih Nedir</p>
<p>İnsanların geçmişte yaşamış olduğu olayları yer ve zaman göstererek, belgelere dayanarak sebep-sonuç ilişkisi içinde inceleyen bilim dalına tarih denir.</p>
<p>Özellikleri</p>
<p>1)İnsanlığın geçmiş yaşamını anlatır.</p>
<p>2)Gözlem ve deney yapmaz.(Olaylar tekrarlanmaz)</p>
<p>3)Belgelere dayanır ve dayanmak zorundadır.</p>
<p>4)Olayları neden sonuçilişkisi içinde objektif olarak inceler bu da tarihi bilim yapan özellikitir.</p>
<p>5)Kesin yasaları yoktur.</p>
<p>6)Tarihi olaylar o günün koşullarına göre incelenmelidir.</p>
<p>7)Tarihsel bilgi için yer ve zaman gösterilmesi gerekir.</p>
<p style="text-align: center;">Tarihi Olay</p>
<p style="text-align: left;">Kendinden önceki olayın sonucu,kendinden sonraki olayın nedenlerine tarihi olay denir.</p>
<p style="text-align: left;">                                                              Tarihin Faydaları</p>
<p style="text-align: left;">1)Geçmişi bilmek ve anlamak bugüne yön vermenin en sağlam yoludur.</p>
<p style="text-align: left;">2)Ulus ve yurt sevgisini güçlendirip birlik ve beraberliğin temelini oluşturur.</p>
<p style="text-align: left;">NOT:M.Kemal ATATÜRK, &#8221;Türk çocuğu  atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.&#8221;diyerek tarih öğrenmenin önem ve gereğini belirtmiştir.</p>
<p style="text-align: left;">                                                 Tarihe Yardımcı Bilimler</p>
<p style="text-align: left;">1)Arkeoloji:Kazı bilimidir.Toprak ve su altında kalmış eserlerin bulunmasını ve değerlendirilmesini sağlayan bilimdir.Özellikle yazının bulunmasınıdan önceki dönemleri inceler.</p>
<p style="text-align: left;">2)Etnografya:Kültür bilimidir.Toplumların geleneklerini,örf ve adetlerini inceler.</p>
<p style="text-align: left;">3)Coğrafya:Coğrafi faktörlerin tarihi olaylar üzerindeki etkisini inceler.</p>
<p style="text-align: left;">4)Kronoloji:Zaman ve takvim bilimidir.Tarihsel olayların zamanını belirterek bunların düzgün ve bilimsel olarak sıralanmasını sağlar.</p>
<p style="text-align: left;">5)Paleografya:Yazı bilimi,günümüzden önceki uygarlıkların kullandıkları yazılatı inceler.</p>
<p style="text-align: left;">6)Antropoloji:Irk bilimidir.İnsan topluluklarının ırkını ve bedensel özellliklerini inceler.</p>
<p style="text-align: left;">7)Nümizmatik:Meskukat.Para bilimidir.Lidyalılardan günümüze kadar ortaya çıkan paraları inceleyerek tarihe cardımcı olur.</p>
<p style="text-align: left;">NOT:Bir devlette para bağımsızlık ve hükümdarlık alametidir.</p>
<p style="text-align: left;">8)Filoloji:Dil bilimi.Tarih boyunca yaşayan milletlerin kullandıkları dilleri inceler.</p>
<p style="text-align: left;">9)Heraldik:Arma bilimi.</p>
<p style="text-align: left;">10)Diplomasi:Yazılı belgeleri ve anlaşmaları inceler.</p>
<p style="text-align: left;">11)c14Metodu:Fosil bilimidir.Kalıntıların yaşını belirler.</p>
<p style="text-align: left;">                                                            Tarihin Kaynakları</p>
<p style="text-align: left;">1)YazılıKaynaklar:Tarih çağlarını aydınlatır.</p>
<p style="text-align: left;">Tabletler,kitabeler,yazıtlar,paralar,mühürler,anlaşmalar,fermanlar,</p>
<p style="text-align: left;">seyahatnameler,yıllıklar,kitaplar.vb&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">2)Yazısız Kaynaklar:Tarih öncesi çağları aydınlatır.</p>
<p style="text-align: left;">Araç ve gereçler,silah,fosil,mezar ve anıtlar,örf ve adetler,destanlar,mitoloji-</p>
<p style="text-align: left;">ler vb&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">
<!-- letsfxad_adsused_c= 0-->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihcim.net/tarih-bilimine-giris.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

